Orhan TURAN - Ocak ayının ilk haftasında yola çıkan ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln, 26–27 Ocak itibarıyla İran’ın güneyine bakan açık sulara ulaştı. Üzerinde 60–65 savaş uçağı taşıyan bu uçak gemisine, her biri güdümlü füze sistemleri taşıyan USS Spruance, USS Michael Murphy ve USS Frank Petersen adlı Arleigh Burke sınıfı 3 destroyer eşlik ediyor.
Buna ek olarak, Kızıldeniz
hattında hâlihazırda görev yapan 5. Filo’ya bağlı 3 savaş gemisiyle birlikte,
ABD’nin İran hattı ve çevresindeki
toplam deniz gücü 1
uçak gemisi ve 6 savaş gemisine ulaşıyor.
Askeri yığınak artışı Trump’ın sert İran söylemleriyle ilişkilendirken,
tansiyon giderek yükseldi. ABD gerçekten saldıracak mı yoksa tüm bu
hareketlilik İran’ı müzakere masasına çekmek için bir blöf mü soruları
eşliğinde müzakereye dair ilk haber İran’dan geldi.
Önce Fars Haber Ajansı, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın
ABD ile müzakerelerin başlatılması yönünde talimat verdiğini duyurdu. Fars'a
konuşan hükümete yakın bir kaynak, Pezeşkiyan'ın ABD ile müzakere sürecinin
başlatılması için ilgili birimlere talimat verdiğini söyledi.
Ardından Reuters haber ajansına konuşan İranlı ve Amerikalı
diplomatlar ise ABD Özel Temsilcisi ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin 6
Şubat Cuma günü İstanbul'da bir araya geleceğini duyurdu.
Ajansa konuşan bölgedeki bir diplomat da, nükleer müzakereleri canlandırmak için yapılacak görşmede, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkelerden temsilcilerin de katılacağını belirtti.
Söz konusu diplomat "Katar, Suudi Arabistan, BAE,
Mısır ve bazı diğer ülkeler İstanbul görüşmelerine katılacak. İkili, üçlü ve
değer formatlarda toplantılar yapılacak" dedi.
Öyle görünüyor ki, İran ve ABD’li yetkililer “adı açıklanmayan” kaynak diyerek ajanslara servis ettikleri haberlerle bir müzkarenin duyurusunu yapmış oldu.
ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın nükleer silah geliştirmesini önlemesi için Tahran'la "ciddi" görüşmeler yaptıklarını söylemişti.
Beyaz Saray'da 30 Ocak'ta gazetecilerin sorularını
yanıtlayan Trump, İran'la nasıl bir anlaşma yapılabileceğini söylemedi ama
Tahran'a anlaşma için bir süre tanındığını eklemişti.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani de müzakereler için bir çerçeve oluşturulduğunu açıkladı. Laricani, "Medyada oluşturulan savaş senaryolarının aksine, müzakereler için yapısal düzenlemelerde ilerleme kaydediyoruz" dedi.
Türkiye’nin İstanbul’u bir diplomasi sahnesi haline getirme çabası var. Taraflar 6 Şubat Cuma günü İstanbul’da yüz yüze görüşecek. Reuters ve Axios’a göre ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi arasında olası nükleer müzakere görüşmeleri yapılacak.
Haretz’e göre Trump, İran konusunda karmaşık seçeneklerle
karşı karşıya; diplomatlar ise savaştan çıkış yolu bulmak için yarışıyor.
ABD ve İran'ın topyekün bir çatışmaya doğru atılacak bu
büyük adımı atmakta isteksiz olsalar bile, şu anda tüm tarafların itibarını
koruyabileceği herhangi bir çabayı hayal etmek zor.
Liderlerin söylemlerinin sertleştiği ve orduların küresel çatışmaya hazırlandığı, diplomatların ise bir nevi itibar kurtarıcı çıkış yolu bulmaya çalıştığı, çok tanıdık bir dansın içine bir kez daha kilitlenmiş durumda.
Peki Cuma günü ne konuşulacak, kim ne istiyor.
ABD, İran’ın nükleer programının sona erdirilmesi ya da tamamen askıya alınmasını istiyor. İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum üretimini durdurmasını ve nükleer silah üretme potansiyelini ortadan kaldırmayı istiyor. İran’ın nükleer silah sahibi olmaması gerektiğini özellikle vurguluyorlar.
İkinci olarak İran’ın balistik füze programının sınırlandırılması veya tamamen durdurulması. Bu, ABD’nin yaygın talebi olarak gündemde.
İran’ın Hizbullah, Hamas, Husiler gibi bölgesel vekil gruplara verdiği destek ve sponsorluğun kesilmesini de bir başka şart olarak ileri sürüyor.
İran ise nükleer programının tamamen durdurulması veya sıfırlanması yönündeki talepleri “hükümetin egemenlik hakkına müdahale” olarak görüyor ve bunu kabul etmiyor.
İran; uranyum zenginleştirme faaliyetlerini barışçıl nitelikte sürdürme hakkı ve bunu garanti altına alacak uluslararası güvencelerin verilmesini talep ediyor.
İran, askeri baskı altında müzakereyi kabul etmeye
yanaşmıyor ve Washington’un “askeri tehditleri kaldırmasını” şart koşuyor.
ABD, daha önce sadece zenginleştirilmiş uranyum
üretiminin artırılmasına karşı çıkarken şimdi şartları İsrail’e göre güncellemişe
benziyor. Zira 2024’teki 12 gün süren savaşta, her ne kadar İsrail tüm sansür ve
propaganda gücüyle bu saldırıları örtbas etmeye çalıştıysa da İran’ın hipersonik
füzelerinin kendisi için büyük tehdit olşşturduğunu gördü. Zira, ne demir kubbe
ne de ABD savunma araçları bu füzeleri durduramadığı gibi, kısa sürede İsrail’e
ulaşan füzeler büyük tahribata da neden oldu.
Bu nedenle Trump, nükleer şartın yanına şimdi İsrail’in
ısrarıyla balistik ve uzun menzilli füzeleri susuturmak istiyor. Bunun yanında
yine İsrail için risk teşkil eden tüm yapılara desteğininin de sonlandırmasını
şart koşuyor.
İyimser yaklaşırsak İran, nükleer programını denetim
altında tutmayı, özellikle yüksek zenginleştirilmiş uranyum stoğunu yurtdışa
sevk etmeyi veya sıfıra yakın seviyelerde tutmayı kabul edebilir; ABD, bunun
karşılığında ekonomik yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesini ve
diplomatik normalleşmeye dair güvence sağlayabilir;
İran, balistik füze programı ve bölgesel vekil destek faaliyetleri gibi konularda sınırlı taahhütler verebilir; ABD askeri varlığını yumuşatmayı ve müzakerelerin ilerlemesine bağlı olarak azaltmayı teklif edebilir. Bu tür bir çerçeve, her iki taraf için “karşılıklı ödün ve güvence” içerebilir ve müzakerelerin çıkmazdan çıkmasına zemin oluşturabilir.
Diğer taraftan İran nükleer silah geliştirmeyi reddetmekle birlikte, uranyum zenginleştirmeyi tamamen durdurmayı kabul etmeyebilir veya bunu sadece daha az yoğunlaştırma ve uluslararası garantilerle sürdürebileceğini ileri sürebilir;
ABD, İran’ın yüksek zenginleştirmeyi bırakmasını, balistik füze programını sınırlamasını ve vekil gruplara verdiği desteği kesmesini şart koşabilir;
İran, askeri baskı ve yaptırımların kaldırılmasını ön koşul olarak ileri sürebilir ve NATO yakınındaki ABD varlığının azaltılmasını isteyebilir;
Bu durumda görüşmeler çıkmaza gidebilir veya daha uzun, karmaşık bir süreç başlayabilir.
Kritik Çatışma Noktaları:
Nükleer zenginleştirme düzeyi: İran’ın bunu “egemen hak” olarak görmesi ve ABD’nin bunu kabul etmemesi ciddi anlaşmazlık yaratabilir;
Balistik füze programı: ABD bunu müzakere kapsamına almak istese de İran savunma hâkimiyeti iddiasıyla itiraz edebilir;
Yaptırımlar ve askeri varlık: İran’ın müzakere için bu baskıların azaltılmasını ön koşul olarak sunması müzakereyi zorlaştırabilir.
İstanbul’daki masa, bir uzlaşma üretmezse otomatik olarak dağılmayacak; ama taraflardan biri kırmızı çizgilerden birini ihlal ederse, diplomasi hızla yerini askeri takvime bırakacak.Cuma günü İstanbul’da çıkacak tablo büyük ihtimalle bir ‘nihai anlaşma’ değil, tarafların ne kadar ileri gidebileceğini yokladığı bir ara durak olacak. İran, geri adım atmış görünmeden zamanı kazanmayı; ABD ise savaşa girmeden baskıyı kalıcı hale getirmeyi deneyecek. Masadan güçlü fotoğraflar çıkabilir ama zayıf metinler çıkması daha olası. Bu yüzden görüşmenin sonucu bir barış ilanından çok, çatışmanın hangi hızda ve hangi eşikte tutulacağına dair bir mutabakat arayışı olacak.
Basra açıklarına yığılan uçak gemisi ve destroyerler, masaya konan şartların arkasındaki gerçek dili zaten söylüyor. Bu masanın üzerinde yalnızca dosyalar yok; Demokles’in kılıcı kimin başında, namlular kime dönük, asıl soru bu. Bu bir barış masasından çok, güçle kurulmuş bir denge masası. İstanbul’da konuşulacak olan şey yalnızca nükleer program değil; kimin geri adım atacağı, kimin itibarını kurtaracağı ve bu krizin savaşa mı yoksa kontrollü bir uzlaşmaya mı evrileceği.
Gemiler hâlâ yerinde duruyor.
Bu da bize şunu gösteriyor.
Müzakere başladı ama tehdit henüz geri çekilmedi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Küfür ve hakaret içeren mesajlar silinecektir.