Pentagon'un stratejik iflası - Orhan Turan

Gazeteci Orhan Turan'ın kişisel sitesi

Cumartesi, Mart 21, 2026

Pentagon'un stratejik iflası

Birinci hafta yendik, ikinci hafta yeniyoruz diyenler, üçüncü haftada yardım istemeye başladı. Rejim değişikliği hayalleriyle yola "bir iki günde hallederiz" diyerek giriştikleri o kibirli saldırılardan da eli boş döndü. ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta birkaç günlük diyerek başlattıkları "şov" planı, bugün itibari ile 22. gününe ulaştı. Kirli ittifaktan saldırıların üçüncü haftasında da birbiriyle uymayan tezat açıklamalar gelmeye devam ederken, stratejik hedeften yoksun vitesi boşa salmış ve kibir yakıtıyla çalışan saldırılar sürüyor. 

Havadan rejim değişikliği umudunu kaybeden ABD, denizde de bunun mümkün olmadığını anlayınca çareyi NATO’ya sitemli destek çağrılarında bulunmuştu. NATO’dan beklediği kolektif desteği bulamayınca da, 15 Mart’ta İngiltere ve Japonya ile "Hürmüz Güvenlik Paktı"nı kurdu. Japonya Başbakanı Takaichi de 19 Mart’ta yapılan Washington ziyaretinde 175 milyar dolarlık "Golden Dome" füze savunma sistemine teknolojik ortaklığı ve 40 milyar dolarlık enerji yatırımını onayladı. Almanya ise başlangıçta operasyona karşı çıksa da, 19 Mart’ta sürpriz bir kararla "Lojistik Destek ve İstihbarat Paylaşımı" kapsamında koalisyona eklemlendi. Berlin, doğrudan saldırıya katılmasa da Ramstein Üssü üzerinden yakıt ikmali ve Airbus A330 MRTT uçaklarıyla "arka kapı" desteği vererek saflaştı. 

Peki ABD’nin İsrail’le birlikte havadan ve denizden zafer elde edemediği İran’da bu eski ABD sömürgeleri ne yapabilir? Askeri anlamda bir hiç… Ama Trump, onları Amerikan hegemonyasının "yedek parçaları ve kasası" olarak konumlandırıyor. ABD'nin yapamadığı şeyi onlar yapmayacak; onlar sadece ABD'nin iflas etmeden savaşa devam edebilmesi için gereken oksijeni sağlamanın peşinde. Trump, petrolünün %95'ini bölgeden alan Japonlardan kırılan oyuncaklarının tamiri ya da yenisinin alınması için para tırtıklamayı amaçlıyor. ABD’nin, Almanya'nın Ramstein üzerinden sağladığı lojistik ağ ve Japonya'nın finansal gücü olmadan bu ucu açık savaşı sürdürebilmesi imkansız. 

Peki savaşın seyrine bakalım. Saldırılar kapsamında İran’da ölü sayısı 2 bin 800’e yaralı sayısı 11 bine ulaştı. İsrail’de ölü sayısı 112’ye çıktı. ABD ise 13 askerini kaybetti. Lübnan’da Sağlık Bakanlığı ise saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısının 1.450’yi geçtiğini, yaralı sayısının da 5 bine dayandığını duyurdu.

Dün savaşın menzili bakımından kritik bir eşik aşılmış oldu. İran Devrim Muhafızları, Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia ortak ABD-İngiltere askeri üssüne iki adet orta menzilli balistik füze fırlattı. Bu saldırı, 2 bin kilometre olan İran’ın vuruş menzilinin 4 bin kilometreyi aştığını göstermesi bakımından oldukça önemliydi. Etkili menzil olmasa bile İran, daha uzağı vurabileceğini gösterdi. 

21 Mart’ın erken saatlerinde İran, İsrail askeri tesislerine ve yakıt depolarına karşı geniş çaplı bir insansız hava aracı operasyonu düzenledi. Ordu tarafından yapılan açıklamada, insansız hava araçlarının Tel Aviv yakınlarındaki Ben Gurion Uluslararası Havalimanı'ndaki askeri binaların yanı sıra yakıt depolarını ve tanker uçaklar için hangarları vurduğu belirtildi. 

İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), orta İran semalarında üçüncü bir İsrail savaş uçağı olan F-16'yı başarıyla önlediğini açıkladı. İran Devrim Muhafızları Halkla İlişkiler Departmanı Cumartesi günü yaptığı açıklamada, işgalci savaş uçağının yerel saatle 03:45'te hedef alındığını ve modern hava savunma sistemlerinin bu engellemeyi gerçekleştirdiğini belirtti. İsrail ordusu, savaş uçaklarından birinin İran savunma sistemlerinden ateşlenen bir karadan havaya füze ile hedef alındığını kabul etti. 

Sadece 22 gün sürdü. 'Birkaç günde hallederiz' dedikleri o kibirli plan, bugün 21 Mart 2026’da tarihin en büyük stratejik enkazına dönüştü! Pentagon ek 200 milyar dolar dileniyor, İsrail hava üstünlüğünü F-16 enkazlarıyla kaybediyor, dünyanın en büyük uçak gemisi Gerald Ford arkasına bakmadan kaçıyor! Ve bugün, Hürmüz Boğazı’nda masaya konulan o 'Yuan şartı', 1956 Süveyş iflasının 70 yıl sonraki intikamıdır. Amerikan hegemonyası için çanlar artık bölge için değil, küresel bir imparatorluğun hazin sonu için çalıyor! 

Bugün İran hem Ramazan Bayramı’nın ilk gününü hem de Nevruz Bayramını aynı anda kutluyor. Bu çifte bayram "Direniş ve Bayram" temasıyla işlenirken, IRNA ve Mehr gibi ajanslar, "Yüzyılın En Mübarek Başlangıcı" olarak niteliyor. Nevruz Fars takvimine göre aynı zamanda yeni yılın başlangıcı oluyor. İslam Devrimi Lideri Ayetullah Mücteba Hameney de 20 Mart’ta yayınladığı mesajda İran halkını ve dünya genelindeki Müslümanları tebrik etti. 

İran Devrim Muhafızları da İran yeni yılının ilk saldırısının yapıldığını duyurdu. Tel Aviv şehrini ve Rishon Lezion'daki bölgeleri ağır ve hassas güdümlü Emad füzeleri, çok başlıklı Kadir füzeleri ve insansız hava araçlarıyla vurulduğu açıklandı. Açıklamada son saldırı için “yeni taarruz taktikleri ve daha gelişmiş sistemler” devreye sokulduğu, düşman savaş alanının daha da daraltıldığı vurgulandı. 

Buna karşılık, dün İran’ın nükleer tesisleri vurulmuştu. İran Atom Enerjisi Kurumu erken saatlerde Natanz Nükleer Tesisi’nin ABD ve İsrail hava kuvvetleri tarafından sığınak delici bombalarla hedef alındığını duyurdu. Saldırı sonrası bölgede radyoaktif sızıntı tespit edilmediği açıklanırken, Rusya Dışişleri Bakanlığı operasyonu uluslararası hukukun ağır bir ihlali olarak nitelendirerek sert şekilde kınadı.

 Diğer taraftan ABD’den gelen bir açıklama vardı. ABD Hazine Bakanlığı, küresel enerji krizinin kontrolden çıkmasını önlemek adına denizde mahsur kalan İran menşeli ham petrol ve petrol ürünlerinin satışı ile teslimatına 30 günlük geçici ve sınırlı bir yetki verdiğini duyurdu. Bu hamle, Washington’un bir yandan savaşırken diğer yandan küresel piyasaların çöküşünü engellemek için hasmının petrolüne dolaylı yoldan kapı açtığı tarihi bir paradoks olarak kayıtlara geçti. Ancak İran, uluslararası sularda petrolü olmadığını, ABD’nin bunu petrol fiyatlarındaki hızlı artışı kontrol etmek için uydurduğu bir yalan olduğunu açıkladı. 

ABD-İsrail arasındaki tutarsız inişli çıkışlı açıklamalar gelmeye devam ediyor. Pentagon’un operasyon bütçesi için ek 200 milyar dolar talep ettiği bir ortamda Başkan Trump, askeri hedeflere yaklaşıldığını savunarak operasyonların yavaşlatılması ihtimalini değerlendirdiklerini ifade etti. Ancak İsrail Savunma Bakanı Israel Katz bunun tersini söylüyor. Katz gelecek haftadan itibaren İran üzerindeki hava saldırılarının şiddetini daha da artıracaklarını söyleyerek Washington’a zıt bir çıkış yaptı. 

Sıcak gelişmelerde son olarak Hürmüz Boğazı’ndaki kilitlenmeyi aşmak için Tahran yönetiminin sadece Çin Yuanı ile yapılan ticaret karşılığında sınırlı geçiş izni verme seçeneğini masaya yatırdığı bilgisini paylaşalım. Bu önemli… Ne anlama geldiğini az sonra ele alacağız. 

Toparlayacak olursak… Evet İran, bu süreçte büyük hasar aldı, en önemli isimleri İsrail ve ABD suikastları sonucu hayatını kaybetti. Belki ülke bu süreçten sağ çıksa bile on yıllar boyunca açılan bu yarayı onarmak için mücadele verecek. Ama diz çökmedi. Diz çökmediği gibi bir başka şey daha oldu. 

ABD’nin Katar’da konuşlu 1,1 milyar dolarlık ve 5 bin km menzili ile dünyanın en büyük erken uyarı radarı imha edildi. Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Suudi Arabistan'da konuşlu, her biri yaklaşık 500 milyon dolar değerinde ve yenilenmesi çok zor olan THAAD sistemlerini destekleyen en az 4 adet radar da vurulanlar arasında yer aldı. Kuveyt'teki Camp Arifjan ve Bahreyn'deki 5. Filo ana üssünde bulunan radar kubbeleri ve uydu iletişim terminalleri insansız hava araçlarıyla (İHA) vurularak ABD’nin Ortadoğu'daki gözlerine adeta perde indi. Bahreyn’de bulunan Manama'daki ABD 5. Filosu ana karargah binası ve çevresindeki operasyonel merkezler, füze isabetleri nedeniyle fiziksel hasar aldı. Komuta-kontrol süreçlerinde aksamalara yol açtı. 

İran’ı bombalayan KC-135 havada yakıt ikmal uçakları Irak'ın batısında düşürüldü. Saldırıların ikinci haftasında 11 adet MQ-9 Reaper silahlı İHA'nın düşürüldü. 19 Mart'ta ise İran hava sahası üzerinde görev yapan bir F-35 uçağı vuruldu. Tüm bunlar İran’ın radarlarını susturduk, hava sahası artık kontrolümüzde dedikleri anda yaşandı. 

Hürmüz Boğazında İran’ın boğazı fiilen kapatarak küresel petrol ve LNG sevkiyatını kısıtlamasına karşılık atılan adımlar da boşa çıkarıldı. ABD kudretinin timsali ve dünyanın en büyük uçak gemisi Gerald Ford, aldığı darbe sonrası İran açıklarından kuyruğunu alıp Girit adasına doğru yola çıktı. İran'ın yoğun İHA ve füze dalgaları, bölgedeki Patriot ve THAAD bataryalarının mühimmat stoklarını hızla tüketti. ABD, Güney Kore'deki savunma sistemlerinin parçalarını ve füzelerini Orta Doğu'ya kaydırmak zorunda kaldı; bu da Pasifik'teki savunma hattında zafiyet oluşturdu. 

Tarihin tekerrürden ibaret olduğu o kör edici anların birinin tam göbeğindeyiz. Olayların yıkıcı hızı ve yarattığı gürültü, içinde bulunduğumuz bu stratejik enkazı tam anlamıyla idrak etmemize engel oluyor. Ancak gerçek, tüm çıplaklığıyla meydanda: Modern emperyalizmin tahtına 1956’da İngiltere’nin Süveyş Kanalı’ndaki acizliği üzerinden oturan ABD, bugün aynı topraklarda kendi infazını izliyor. Bir zamanlar bir kanalın sularında İngiliz kibrini boğarak devraldığı o kanlı hegemonyayı, bugün Hürmüz Boğazı’nın karanlık sularında ve bizzat kendi yarattığı o kibirli bataklıkta kaybetmenin eşiğinde. Washington için çanlar artık sadece bölge için değil, küresel bir imparatorluğun hazin sonu için çalıyor. 

Başından bugüne kadar dünya sahnesinde var olan tüm hegemon güçlere baktığımızda, su yolları ve boğaz hâkimiyetlerinin ya da bu hakimiyetleri kaybetmenin onların kaderleriyle birebir ilgili olduğunu görüyoruz. Dünya hegemon tarihini dört bölüme ayırabiliriz. İlk sömürgeci güçler 15. ve 16. Yüzyıllar arasında Portekiz ve İspanya’ydı. Hürmüz ve Malakka boğazlarını zapt ederek baharat tekelini kurarak bu güce eriştiler. İspanya ise Atlantik üzerinden altın ve gümüş akışını yönetti. 17. ve 18. Yüzyıllarda ise Hollanda ve Fransa sahneye çıktı. Devasa ticaret filolarıyla Güney Asya geçitlerini ele geçirdiler. Ancak İngiltere ile girdikleri deniz savaşlarını kaybedince bu üstünlüklerini İngiltere'ye devrettiler. 19. yüzyıldan 1945’e kadar bu hakimiyetini sürdüren Büyük Britanya ise Cebelitarık, Süveyş ve Aden gibi tüm kritik boğulma noktalarını mühürleyerek hegemonyasını korumayı başardı. 

1956 Süveyş Krizi, askeri bir harekâtın finansal ve siyasi bir imha operasyonuna nasıl dönüştüğünün ders kitabıdır. İngiltere, Fransa ve İsrail koordineli bir saldırıyla Mısır’ı işgal edip kanalı fiziksel olarak ele geçirmesine rağmen, ABD bu durumu İngiliz hegemonyasını tamamen tasfiye etmek için kullandı. Washington, müttefiklerine "derhal çekilin" ültimatomu verirken sadece askeri tehdit savurmadı; İngiliz sterlinini piyasalarda batırarak Londra’yı iflasın eşiğine getirdi. Bu stratejik darbe sonucu İngiltere diz çökmüş, Süveyş üzerindeki kontrolünü ve "küresel liderlik" sıfatını resmen ABD’ye devretmiş oldu. 

Bugün Hürmüz Boğazı'nda yaşananlar, 1956'daki bu devir teslimin simetrik bir tekrarı aslında. ABD, o dönem İngiltere'ye karşı kullandığı "stratejik boğma" yöntemiyle bugün Hürmüz'de bizzat yüzleşiyor. İran'ın geçişlerde Yuan şartı getirmesi ve ABD'nin bölgedeki radar-donanma gücünün darbe alması, 70 yıl önce Süveyş'te kurulan o Amerikan düzeninin bugün başka bir suyolunda iflas ettiğini tescil ediyor. 

Gelinen nokta; Pentagon’un ek 200 milyar dolar dilendiği, İsrail’in hava sahası hakimiyeti iddialarının F-16 enkazlarıyla toprağa gömüldüğü ve dünyanın en büyük radar ağının körleştiği stratejik bir bataklık. Gerald Ford uçak gemisinin İran açıklarından kuyruğunu alıp Girit’e çekilmesi, sadece bir geminin yer değiştirmesi değil; 1945’ten beri süregelen "Amerikan deniz hakimiyeti" mitinin sulara gömülmesidir aslında. 

Asıl dramatik olan ise Washington’un düştüğü bu darboğazda, diz çöktürmeye geldiği rakibinin petrolüne, küresel piyasalar patlamasın diye muhtaç kalması. Bir yandan sığınak delici bombalarla tesis vuran, diğer yandan "İran petrolü aksın" diye 30 günlük izin çıkaran bir akıl tutulması... Bu, bir imparatorluğun askeri anlamda kazanamadığı savaşı, ekonomik anlamda iflas etmeden sürdürme çırpınışı. 

İran’ın Hürmüz Boğazı’nda masaya koyduğu Yuan şartının hayat bulması ise bu tıkanıklığın son perdesi olur. Eğer Hürmüz’ün anahtarı Washington’un cebinden çıkıp Pekin’in parasıyla dönmeye başlarsa; ABD sadece bir savaşı değil, petrodolar üzerine kurulu küresel imparatorluğunu da o boğazın karanlık sularında kaybeder. 

1956’da Süveyş’te İngiliz kibrini boğarak tahta oturan ABD, bugün bizzat kendi yarattığı Hürmüz bataklığında kendi infazını izliyor. Washington için çanlar artık bölge için değil, tarihin en büyük stratejik iflası için çalıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Küfür ve hakaret içeren mesajlar silinecektir.