Trump Neden Hürmüz'de Diretiyor - Orhan Turan

Gazeteci Orhan Turan'ın kişisel sitesi

Salı, Mart 24, 2026

Trump Neden Hürmüz'de Diretiyor

Dünya ekonomisinin şah damarı Hürmüz’de bıçak kemiğe dayandı. Trump her ne kadar "acımadı ki" dese de, 28 Şubat’ta patlak veren saldırıların ardından petrol 113 dolara fırladı, ABD’de benzin istasyonları ekonomik bir yangın yerine döndü!

Bugün Hürmüz’ün yanına Babül Mendeb’in de eklenme riski, sadece bir enerji krizi değil; 1973’te Batı’nın suratında patlayan o tarihi petrol tokatının 53 yıl sonraki yankısıdır. İran’ın vanaları tümden kapatma resti ve Yemen’in Babül Mendeb’i mühürleme ilanı, dünyayı 1973’ün o karanlık kuyruklarına ve sanayi felcine geri döndürebilir? 

Gelin; petrolün mermiden daha keskin bir silaha dönüştüğü bu büyük satrancı, Trump’ın neden bu kadar gürültü kopardığını ve iki boğazın birden kilitlenmesiyle İsrail ve ABD saldırganlığına 53 yıl sonra yeniden "anladıkları dilden" o tarihi cevabın verilip verilemeyeceğini rakamlarla inceleyelim. 

Trump Hürmüz için neden bu kadar gürültü yapıyor dersiniz.?

Her ne kadar “acımadı ki” dese de aslında durum o kadar da iyi değil.

ABD’nin İsrail’le birlikte 28 Şubat 2026’da başlattığı saldırıların ardından, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kısıtlamasıyla küresel petrol arzının yaklaşık %20’si etkilendi. 

2 Mart’ta 80–82 dolar olan Brent petrolü 8 Mart’ta 100 doların üzerine, 23 Mart’ta 113,69 dolara çıktı; Dabliu-Ti-Ay (WTI) olarak bilinen Batı Teksas hafif düşük kükürtlü standart petrolü aynı dönemde 100,64 dolara ulaştı. ABD’de benzin fiyatlarının galon fiyatı Mart başında günlük 5–10 cent artarak ülke genelinde yaklaşık 3,5 dolardan 4 dolara seviyesine yaklaştı, Kaliforniya’da ise 5 doları aştı. Burada 1 galonun, 3,785 litreye karşılık geldiğini belirtmiş olalım. Yani kriz öncesi 0,86 dolar olan litre fiyatının 1,01 dolar seviyelerine çıktığını, bunun da yüzde 17’lik bir artışa karşılık geldiğini söyleyebiliriz.

Her hafta yaşadığımız benzer artışlar bizde alışılmış olabilir, ama ABD’de yıllardır nispeten sabit seyreden ve global piyasaların referansı konumundaki fiyatın kısa sürede yükselmesi, etkisini çok daha büyük kılıyor. 

Bu artış, enerji kaynaklı olarak enflasyon beklentilerini yaklaşık +0,8 puan yukarı çekti ve Fed’in faiz indirim beklentileri iptal edildi.

İngiltere ve Avrupa’da doğal gaz fiyatları %45’e kadar yükseldi; hane enerji faturalarının ortalama 160 sterlin artacağı öngörülüyor. Bu durum TÜFE üzerinde doğrudan baskı oluşturdu ve büyüme tahminleri aşağı çekildi. Fransa ve AB genelinde LNG ve gübre maliyetleri üzerinden benzer enflasyonist etki görüldü.

Japonya, petrolünün %90’dan fazlasını Orta Doğu’dan sağladığı için doğrudan etkilendi. Petrolün 100 dolar üzerine çıkmasıyla ithalat maliyetleri hızla arttı; Japonya Petrol Birliği acil stok kullanımı ve ABD ile Latin Amerika’dan alternatif tedarik arayışına girildiğini açıkladı. Bu gelişmeler Japonya’da enerji maliyetleri üzerinden enflasyon baskısını artırdı. 

Trump’ın açılması için 48 saat süre verdiği Hürmüz, bu nedenle kritik önemde.

İran ABD ve İsrail saldırganlığına anladığı dilden bir yanıt olarak Hürmüz kartını ortaya koyuyor. Daha da ötesi, eğer ABD verdiği sürenin bitimi sonrası enerji altyapılarını hedef alırsa İran, sınırlı geçiş verdiği boğazı tamamen kapatacağını ilan etti. Sadece bu da değil. Yemen’de İran’la ortaklığı bulunan Ensarullah yönetimi de ABD’nin bu saldırıyı gerçekleştirmesi halinde Babül Mendeb boğazını da kapatacağını ilan etti. 

Hürmüz tek başına küresel petrolün yaklaşık %20’sini etkilerken, Babül Mendep de günlük ~6–7 milyon varil petrol ve ürün akışını taşıyor. İkisinin birlikte kapanması ise arzda eşzamanlı ve zincirleme bir kopuş üretir ki bu, 2026’daki sınırlı şoka kıyasla yapısal bir kırılma olur. 

Mevcut durumda fiyat artışı yaklaşık %30–40 bandında kalmıştı; çift boğaz kapanması halinde piyasada anlık panik alımlarıyla petrolün 120–150 dolar bandına sıçraması, tanker sigorta ve navlun maliyetlerinin katlanması, LNG ve rafineri zincirinde gecikmeler beklenir. ABD’de benzin fiyatı kısa sürede +%25–40 artabilir; Avrupa’da gaz ve elektrik fiyatları yeniden çift haneli sıçrar; Japonya’da ithalat faturası keskin şekilde yükselir. Enflasyon etkisi tek başına +1,5–2 puana kadar çıkabilir ve merkez bankaları faiz indirimini tamamen rafa kaldırır. 

Bu bize 53 yıl önceyaşanan bener bir durumu hatırlatıyor. 1973 petrol krizi…

Merkezinde yine İsrail ve ABD’nin olduğu bir yıkım ekibinin dünyayı sürüklediği bir başka krizidi.

Her ne kadar o krizde İran ve Arap ülkeleri nisbeten tek safta dursalar da yaşanan kriz dünya tarihine geçecek kadar derin olmuş, saldırganlara anladıkları dilden yanıt verilmişti. 

1967'deki 6 gün Savaşında yine saldırgan tutumu ile İsrail, ABD ve batı desteği ile Sina yarımadasını golan tepelerini, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ü işgal etmişti. Buna yanıt o dönemde Mısır’dan geldi. 6 Ekim 1973’te Mısır Süveyş kanalaını aşarak İsrail’i şok biçimde ağır yenilgiye uğrattı. BM ve ABD'nin baskıları sonucu dayatılan ateşkes İsrail'e can suyu olmuş, ateşkes boyunca ABD'nin "Nickel Grass" hava köprüsü ile 22 bin ton mühimmat ve yakıt desteği sağlamasıyla İsrail karşı saldıraya geçmişti. İşte bu savaş sürerken Suudi Arabistan Kralı Faysal, petrolü askeri silahlardan daha etkili bir siyasi silah ve dış politika aracı olarak kullanarak küresel dengeleri sarsan karara imza atmıştı. 

Faysal'ın önderliğinde Başta Suudi Arabistan olmak üzere Kuveyt, Irak, İran, Cezayir, Libya ve diğer OPEC üyelerinin karara uymasıyla başlayan petrol ambargosu ABD ve Batı'da ekonmileri adeta çökertti.

Ambargo kapsamında petrol üretimi %25 oranında kısıldı. Petrolün varil fiyatı birkaç ay içinde 3 dolardan 12 dolara yükselerek %300’ün üzerinde bir artış kaydetti. Ambargo, Batı’ya "anladığı dilden" verilmiş en net mesaj oldu.

ABD’de yıllık petrol ithalatı 6 milyon varili aşarken, enerji maliyetlerindeki bu devasa artış enflasyonu %11’e kadar çıkardı.

Batı Avrupa’da sanayi üretimi durma noktasına geldi; fabrikalar kısmi kapatma kararı aldı ve küresel bir ekonomik durgunluk dönemi başladı.

Petrol krizi, Batı dünyasının enerji konusundaki kırılganlığını ve aşırı bağımlılığını en çıplak haliyle ortaya koydu.

İsrail ekonomisi 1973’ten itibaren sürekli bir düşüş trendine girdi. Ülkenin dış borcu 1973’te 6 milyar dolarken, 1976’da 10 milyar dolara fırladı ve bu durum kişi başına düşen rekor bir borç yükü yarattı. 

Faysal’ın liderliğindeki bu hamle, petrolü fiilen bir dış politika aracı olarak kullandı ve ABD’yi kısa sürede İsrail’e karşı önlem almaya mecbur bıraktı. Bu darbe, modern dünya tarihinde enerji kaynaklarının askeri silahlardan daha etkili olabileceğini kanıtlayan en büyük stratejik kırılma olarak kayda geçti.



Kriz aynı zamanda Savaşı’nın diplomatik bir çözüme evrilmesinde ve İsrail’in işgal politikasında geri adımlar atmasında belirleyici oldu. Kriz, İsrail’i Araplarla müzakere etmenin kaçınılmazlığına ikna ederken, 1979 Barış Antlaşması’nın ardından İsrail, Sina'dan aşamalı olarak çekilmeye başladı ve 26 Nisan 1982'de tamamen çekilerek burayı Mısır’a iade etmek zorunda kaldı. 

ABD ve İsrail saldırganlığı o dönemde de bugüne benzer manevraları hep sevdi. Kral Faysal, 25 Mart 1975'te yeğeni Prens Faysal bin Musaid tarafından sarayında suikasta uğradı.  Faysal'ın ölümüyle birlikte siyasi engel ortadan kalkınca, yeni Suudi yönetimi ambargoyu devam ettirmeme yoluna gittti. Suikastın arkasında, ABD ve İsrail’in parmağı olabileceğine dair şüpheler o dönemde güçlendi. Resmî tarih olayı "kişisel bir mesele" olarak kaydetse de, yeğeninin ABD'de eğitim almış olması ve suikastın krizdeki kilit ismi hedef alması bu şüpheleri güçlendirdi. Yeni Suudi yönetimi ise "deli" olduğunu açıklamasına rağmen suikastı işleyen Prens Faysal bin Musaid'i idam ederek cinayetin ardındaki tüm izleri temizlemiş oldu. 

İsrail ise çekilmeyi kabul ettiği halde 1967'de işgal ettiği Golan Tepeleri, Doğu Kudüs ve Gazze'deki fiili işgalini sürdürmeye devam etti.  2005’te İntifa’nın darbesiyle Gazze’den çekilen İsrail bugün hala Golan Tepeleri, Doğu Kudüs işgalini sürdürüyor. 

Sonuç olarak, tarih bugün Hürmüz ve Babül Mendeb’in sığ sularında yeniden yazılıyor. Eğer bu iki stratejik kapı tamamen mühürlenirse, Batı sadece petrolünü değil, küresel kibrini de o sulara gömebilir. 1973’te Kral Faysal’ın petrol vanalarıyla attığı o tarihi tokat, bugün İran ve Yemen’in ortak "boğaz sıkma" hamlesiyle çok daha sert bir sarsıntıya dönüşmek üzere. Evet bu kez ABD’ye sağladıkları üslerle Araplar da İran’a karşı ama kapının kilidi de İran’ın elinde… Şartlar değişse de coğrafya kaderdir ve o coğrafyanın anahtarı da şu an İran’ın elinde! 

ABD ve İsrail için "anladıkları dilden" verilen bu yanıt; mermilerin değil, varillerin ve navlun fiyatlarının konuştuğu asimetrik bir meydan okuma. 

Trump ne kadar gürültü koparırsa koparsın, gerçek şu ki: Enerji vanalarının kontrolü elinizde değilse, süper güç sıfatınız sadece kağıt üzerinde kalmaya mahkum.

2026 krizinin bu devasa satrancında, mat hamlesi belki de füzelerden değil, dünyanın şah damarını tutan o nasırlı ellerden gelecek. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Küfür ve hakaret içeren mesajlar silinecektir.